Şu ana kadar 3553303 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Mart 2006
Ziyaretçi Bilgileri
Manyas'ta Yaşam
MANYAS'TA
YAŞAM
Manyas ve çevresinin belli
başlı yemekleri:
Tarhana, fasulye, nohut,
kuskus, erişte ve ramazan ayı içinde yapılan yufkalardır. Düğünlerde genellikle
tatlı olarak irmik helvası, pirinç çorbası, pirinç pilavı ve yahni yaparlar.
Ayrıca Çerkezlerin ve Lazların kendine has yemek çeşitleri vardır. Lazların
hamsi ve karalahanaları pek meşhurdur. Çerezlerin ise cipsi ve pastaları, Çerkez
tavuğu, kaçamak, Çerkez peyniri, haluj (bir çeşit hamur) akıtma, macır tarhanası,
Türkmenlerdeki bazlama diğer yemekler arasındadır.
Giyim:
Manyas halkının giyimi genellikle
büyük kentlerimizdeki yaşayanların giyim ve kuşamına çok benzemektedir. Yeni
çıkan bir moda Manyas gençleri arasında hemen yayılır ve tutulur. Bu arada bazı
köylerde yaşayan kadın ve erkekler kendi geleneklerine bağlı olarak ferace bol
paçalı şalvar denilen elbiseler giyerler. Başlarında uzun, omuzlarını örten
magrama ile buna tutturulmuş bütün anlı kaplayan küçük altınlar takarlar. Çerkez
köylerinde kadınlar eteklerinin üzerine başı ve sırtı örten atkılar örterler.
Erkekler ise diz kapaklarına kadar dar ve baldırları geniş pantolon giyerler.
(Bunlar daha ziyade yaşlıların giyimidir).
Eğlenceler:
Düğün ve sünnet eğlenceleri
ile bilhassa kış gecelerinde kızlı Erkekli toplantılar yapılır. Çeşitli oyunlar
oynanır. Bu oyunların başında yüzük saklama, nah-sana, nesi var, ismin kimde,
kapak çele taş tavuk vs. gibi oyunlardır. Hele ki kızla oğlan arasında ilişki
varsa oyunlar daha tatlı ve güldürücü olur(!).
Bengi Oyunu
Balıkesir'in bazı köylerinde
vardır. Meselâ, Manyas ilçesinin Bölceağaç köyünde Bengi veya Cember (çenber)
adı verilir. 5-20 erkek tarafından hususiyle (özellikle) gelin arabadan inmezden
önce oynanır. Çanakkale'den Gelibolu ilçesinin Yeni köyünde 10-20 erkeğin topluca
ve davul zurna refakatiyle yürüttükleri iki oyundan biri Bengi, diğeri Zeybek'tir.
Bergama bölgesinde Bengi
oyununa Alay Havası da derler. Buna bakılınca Bengi'nin Halaylardan bir batı
enmuzeci (tipi, örneği) sayılması yanlış olmayacaktır.
Bengi, en az on kişiyle
oynanır, 50,100,1000 kişi oyun birliğinde yer alabilir. Oyunun ayrı bir havası
da vardır. Bergama dolayının başlıca oyunudur.
Bengi'nin kendine mahsus
bir çıkış havası vardır. Asıl havadan ayrı olup gezinti mahiyetindedir.
Davul zurna sayısı ahenk
yerinin genişliğine ve oyuncuların çokluğuna göre değişir. Çalgı oyunculara
yakın bir yerde vurulduğu gibi, bazı yerlerde de davulcular oyun halkasının
içinde ve zurnacılar halka dışında çalarlar. Böylelikle oyuna başka bir insicam
(uygunluk, tutarlılık) sağlanmış olur.
Bengi, bir Efebaşı'nın idaresinde
hareket eder. Her figür onun komutasıyla yürütülür. Düzen ve birlik böyle temin
olunur. Bengi'de 5 figür vardır. Figür aralarındaki hareketler ise oyunun manasını
besler.
Efebaşı'nın oyuna kalkmasıyla
Bengi başlar. Bu sırada çalgılar çıkış havasını vurur. Efenin arkasından kızanlar,
birer ikişer metre arayla ayrı ayrı oyuna yönelirler. Efe, ağır ağır yürür.
Onlarda peşini takiple halka kurar ve gezinirler. Oyuna katılacaklar tamamlanınca
efe "Dohh....!" diye haykırır ve halka durur. Dik ve sert nazarlarla
bakışarak halkadakileri gözden geçirirler. Karşılıklı emniyet hasıl olursa yüzlerde
hafif bir yumuşama belirir. O sırada asıl Bengi havası çalmaya başlar. Efenin
haykırışıyla ağır ağır yürünür. "Havayı alma" sırası, yani figürlere
girme anı gelince, ilk figür yine efenin haykırmasıyla başlar. Efebaşı önde
olmak üzere halkalanıp dururlar. Sol ayakları önde, sağ ayakları arkadadır ve
figür girer.
I.Yürüyüş:
Sol ayak bir karış kadar
yerinden kalkar ve yerine basar (bir), sağ ayak yine öyle kalkar ve basar (iki),
sol ayak kez' kalkar ve basar (üç). Bu üç hareket hep birlikte yapılır. Buna
"üçler"denilir.
Üçlerden sonra oyuna devam
edilerek "beşler" yapılır. Yürüyüşte sağ ayak ileri bir adım (bir),
sol ayak ileri bir adım (iki), sağ ayak ileri bir adım (üç), sol ayak ileri
bir adım (dört), sağ ayak ileri bir adım (beş) olur. (Bu iki figür kollar aşağıda
hafif hafif sallanarak yapılır ve iki defa daha üçler ve beşler halinde tekrarlanabilirler.
II. Kollu Yürüyüş:
Aynen birinci figür gibidir.
Yalnız üçten sonra kollar ağır ağır kaldırılıp beş yapılır ve oynanmış olur.
(Bu da istenilirse bir iki defa tekrarlanabilir).
III. Çelme ve Sola Dönme:
Halkada bu sefer yüzler
içtedir; karşı karşıyadır. Önce kollar aşağıda, üç yapılır. Sonra ağır ağır
kollar kalkarken sağ ayaklar sol diz üstüne çelme vurulur (bir), sağ ayak geriye
sallanır (iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağı sağın kıyısına
vurur (dört) ve bir karış açıklıkla sola basar (beş). Kollar iner. Arkaya üç
yapılır. Yani, sol ayak geriye bir adım (bir), sağ ayak geriye bir adım (iki),
sol ayak ileri bir adım (üç), kollar kalkar. Sağ ayak sol ayağın diz tarafına
çelme vurur (bir), önden geriye sallanır (iki), sağ ayak ilerden bir adım yere
basar (üç), sol ayak sağ ayağın kıyısına vurur (dört) ve yarım sola dönülüp
yere basar (beş). Bu dönüş sağ ayağın üstünde sol ayak sola atılmak suretiyle
yarım sola dönmekle olur. Bundan sonra oyun sola dönmüş olur.
IV. Sola Yürüyüş:
Dönüşten sonra, sağ ayak
bir adım ileri (bir), sol ayak bir adım ileri (iki), sağ ayak bir adım ileri
(üç), sol ayak bir adım ileri (dört) ve sağ ayak bir adım ileri (beş). Kollar
ağır ağır iner, üç yapılır.
Kollar kaldırılır. Sağ ayak
solun diz kapağına kadar kaldırıldıktan sonra açılır (bir), sol ayak üstünde
sağ ayağın hızıyla yarım sağa dönülür (iki), sağ ayak bir adım ileri yere basar
(üç), sol ayak sağın kıyısına vurur (dört), ve yarım adım sol açıkta yere basar
(beş). Bu vaziyet, oyunu tekrar eski vaziyetine, yani sağdan yürüyüşe getirir.
Üçler yapılır, ikinci figürdeki yürüyüş, yani üçler ve beşler yapılır.
V. Çelme ve Sağa Dönme:
Halkalanışta karşı karşıya
gelinir, yine üç yapılır. Kollar ağır ağır yükselirken sağ ayak yukarı kalkar
(bir), bir adım ileri basar (iki) sağ diz dik, sol diz üstünde yere çöker (üç),
ayağa kalkıp sol ayak üstünde durulur (dört), sağ ayak geriden yere basar (beş).
Kollar aşağıda olarak üç
yapılır. Kollar kalkar. Sağ ayak diz üstüne çelme (bir), sağ ayak geri sallanır
(iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağın kıyısına vurur (dört),
sol ayak havada sallanıp ayak üzerinde soldan geri döner ve sol ayak yere basar
(beş). Sonra, sol ayak ileri kalkık (bir), bir adım ileri basar (iki), sağ diz
dik, sol diz üstüne çöker (üç), ayağa kalkar ve sol ayak üzerinde durulur (dört),
sağ ayak geriye basar (beş), rahat vaziyette sağ kol yukarıda ve sol kol düşük
selamlaşarak oyun biter.
Bengi Oyununda Manalı Hareketler:
Bengi oyunu büyük bir topluluk
esasına göre düzenlidir. Bergama bölgesinde her toplantı, her düğün Bengi ile
başlar, Bengi ile biter. Oyun ağırdır. Efenin bütün çalımı, bütün manası üzerindedir.
Birliğin 'hengini yaşatması şahsına değer iz'fe ettirir (katar, ekler). Figürlerin
arasına giren hareketlerin manasına gelince; oyuna hususi bir hal kazandıran
bu hareketler evvelce sık sık yapıldığı halde artık unutulmuş gibidir.
Bengi'nin ilk figürü bitince
halka halinde durulur. Efe "doh" diye haykırır. Oyuncular oldukları
yerde bir defa sıçrayıp ayakta dururlar (Bu, üç yerindedir). Efe haykırır, sağ
kollar kaldırılır (bir), havada üç defa parmaklar şaklatılır (dört), efe yine
seslenir, kollar indirilir (beş).
Üç beş adım yürünür, efenin
sesi tekrar duyulur (bir), sol kollar kalkar, yine üç defa parmaklar havada
şaklatılır (dört), indirilir (beş).
Oyunun ikinci figürü oynanır.
Halka halinde durulur. Efe "Hayaaa!" diye haykırır, oyuncular oldukları
yerde bir defa sıçrarlar ve ayakta dururlar.
Efe seslenir, sağ el ile
sol omuza hafifçe vurulur. Komuta ile kollar iner, sonra tekrar haykırınca soldan
yana yarım dönülür ve sol el ile sağ omuza yine üç defa usulca vurulur, efenin
haykırmasıyla indirilir.
Oyunun üçüncü figürü oynanır.
Halka halinde durulur, efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçranıp durulur.
Efe "Haydaa!"
diye haykırmakla, kollar karşıya uzatılır. Biri çağırılıyormuş gibi parmakla
üç defa işaret yapar. Efenin sesiyle kollar iner, üç sayı kadar durulur. Yine
komuta üzerine sağ el sol omuza hafifçe üç defa vurur ve haykırınca indirilir.
Oyunun dördüncü figürü yapılmıştır.
Halka halinde durulur. Efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçrarlar. Efe
"dohh" diye haykırır, sağ elle bıyık bükülür. Efenin sesiyle el iner.
Sonra yine haykırır, yarım cepheyle dönülür. Tekrar haykırır, sol elle bıyık
bükülür. Haykırır, el iner ve üç sayı kadar durulur. Yine efenin sesi yükselir.
Sağ elle sol omuza üç defa usulca vurulur, efenin sesiyle kollar iner.
Oyunun beşinci figürü yapılmıştır.
Oyun ağır temposu içinde biter. Oyuncular vakur, düşünceli fakat ümitlidir.
Oyun başlarken sert bakışan gözler, orada düşman bulunmadığını görmüşler ve
göz göze selamlaşmışlardır. Delikanlılar Leyl''sına yalvarmışlar, bir omzu yorulursa
öbür omzu göstermişler, kol uzatarak onu sessizce çağırmışlardır. Sonra da erkeklik
gururu onlara bıyık büktürmüştür. O sırada Leyl''ya kavuşmak umudu belirdiğinden
sevinç içinde oyuna son vermişlerdir.
Bengi'nin manalı hareketleri,
Bengi havasına uygun üç beş ölçüsüne göre ancak bu kadarlık bir uyarlıkla bulunabilmiştir.
Ne yazık ki, bütün bu ara hareketleri çoktan terkedilmiş bulunuyorlar.
Bu Bengi'de oyuncular aksak
bir tartım takibiyle daire çizerek yürürler. Sükûnetiyle azamet telkin eden
bu yürüyüş, oyunu seyredenler üzerine heyecan yaratır, çünkü yürüyüşün sonunda
ne olacağı belli değildir. Birden, daire küçülür, kükrer gibi sayhalarla (haykırma,
n'ra) oyuncular muhayyel (hayali) bir mahluka (yaratığa) saldırıyormuş gibi
dairenin ortasına atılırlar. Bu, aynen bir savaş sahnesinin ön tasviridir. Bu
oyun seyirciye Kartal Halayı'nı hatırlatır. O halayda, avını gözetleyerek bekleyen
avcı ile onun üzerine saldıran kartal taklit edilir. Bu da iptid'î (ilkel) insanın
kartal çeviklik ve gücünü edinmeye uğraşmasıdır. Kuvvetini elde edebilmek için
hayvanın kanını içmek ihtirasının başka bir şeklidir.
Balıkesir'de Bengi adında
bir Zeybek oyunu vardır. Tek sıra ve karşılıklı oynandığı zamanda değişik figürlerin
bazı kısmında, bilhassa (tartımı 9/8'lik aksak olduğuna göre) ölçünün son üç
sekizliğinde, sağ ayak ahenkli surette sabit durarak "Bengi!" diye
haykırışırlar. Neden haykırıldığına gelince, bunu hiç kimse her hangi bir sebebe
affedemiyor (bağlayamıyor). Figürleri, Güvende Zeybeği'nin hareketlerine yakındır.
Aradaki fark, Güvende'nin ağır olmasıdır. Bengi'nin heybetli ve gururlu bir
çabukluğu vardır.
Kozan (İzmir)'da Bengi gerekirse
yüz kişiyle aynı tempoda yürütülen neşeli bir oyundur.
Düğünler:
Çerkez, gürcü ve Dağıstanlılarda
birbirlerine benzemektedirler. Evlenecek kızlar ve erkekler birbirleriyle önce
anlaşırlar, sonradan durumu büyüklerine açıklayarak evlenmelerine ilk adımlarını
atmış olurlar. Erkek tarafından saygı değer kişiler kız tarafından haber vererek
istemeye giderler. İsteme günleri genenellikle pazartesi ve cuma geceleri yapılır.
Bu günlerin tercih edilmesinin nedeni de dinimizce bu günlerin kutsal sayılmasından
ileri gelmektedir. Her iki taraf karşılıklı anlaştıktan sonra belirli bir günü
nişan günü olarak seçerler. Erkek tarafı kızın taraflarına çeşitli hediyeler
sunar. Kız tarafından düzülen hediyeler aynı gün erkek tarafına sunulur. Nişan
yapıldıktan sonra taraflar bir araya gelerek düğün gününü tespit ederler. Düğün
hazırlıkları başlar düğüne davet edilen misafirler gereği gibi düğün sahipleri
ve komşuları tarafından ağırlanırlar.
Düğünler genellikle Çarşamba,Perşembe
ve Cumartesi-Pazar günleri yapılır. Gelin alınması, çarşamba düğünlerinde perşembe
günü, Cumartesi düğünlerinde Pazar gün olur. Gelin alıcı olarak erkek tarafından
kadınlı erkekli gidilir. Kız evinde bir müddet eğlenilir. Bu arada gelin hazırlanarak
arabaya bindirilir. Hareket etmeden köy gençleri erkek tarafından delikanlı
parası alırlar. Böylece gelini uğurlamış olurlar. Düğün gününden bir kaç gün
sonra kızın anne ve babası kızı ve damadı Davet ederek kendilerine yemek verirler.
Yakınların ellerini öperler. Böylece karşılıklı gelip gitmeler başlamış olur.
Yakınların ellerini öptürürler. Böylece karşılıklı gelip gitmeler başlamış olur.
Bütün evlenmelerde adet olduğu üzere evlenmeden önce resmi nikah ve hoca nikahı
(dini nikah)kıydırırlar.
Yöremizdeki evlenmeler birkaç
bölümde tamamlanmaktadır. Bazı bölgeler için bazı değişiklikler göstermektedir.
Evlenme olayının bölümleri şunlardır: Kız isteme, söz kesme, nişan, düğün, gelin
alma, gelin çıkarmadır.
Köylerde evlenme çoğunlukla
görücü denen usul ile başalar. Kız bu safhada görülür, beğenilirse istenmeye
karar verilir. Anne, aile reisi olan babaya meseleyi açar ve her iki tarafın
yakınlarından birkaç kişi dünür(halk deyimiyle dünürcü) olarak görevlendirilir.
Kız isteyecek olan bu dünürlerdir. Dünürler kız evine gittiklerinde ilgi görürlerse
(ayakkabıları çevrilip, çay ikram edilir) kızın gönlü olduğu kabul edilip ikinci
bir defa daha giderek kızı isterler. Kız evi kızı verecekse, bu ikinci gidişte
çok önceden hazır bulundurulan özel ipek mendili dünürlere verirler. Bundan
sonra söz kesme hazırlıkları başlar. Söz kesmeye"el öpme" denir. Kız
evine oğlan evinden yiyecekler hediye olarak gönderilir. Yiyeceklerle büyük
bir davet hazırlanır. Oğlan evi, ev ve dostlarıyla bu davete iştirak eder. Kadınlar
ve erkekler ayrı odalara otururlar. Kız kaynanadan başlayarak kendisinden büyük
veya küçük bütün erkeklerin ellerini öper. Sonra kadınların odasına geçer ve
kaynanadan başlayarak el öper. Bu arada eli öpülen yenge kızın saçını düzeltir
gibi sıvazlar. Bundan sonra nişan hazırlığı başlar.
İlçemizde başlık adeti yoktur.
Nişan hazırlığı olarak her iki taraf şehir ve kasabalardan giyecek ve ziynet
eşyaları alırlar. Genellikle nişanlar Perşembe veya Pazar günleri yapılır. Nişanda
maddi güce göre karşılıklı hediyeler verilir. Nişanlı erkek yüzüğün adet olmadığı
yer ve zamanlarda beline çevre denilen bir bez sarar ve böylece birkaç gün nişanını
köye duyurur.
Oğlan evi düğün yapmaya
karar verdiği zaman kız evine haber gönderir. Karşılıklı düğün hazırlıları başlar.
Düğünler Perşembe veya Pazar günleri son bulur. Perşembe günü biten düğünler
Salı günü, Pazar günü biten düğünler Cuma günü başlar. Düğünün başaldığı gün
kız evinde kadınlar arası eğlence yapılır ve buna "ikindi kınası"
denir. Erkekler keşkeklik döğer, kına gezdirir, komşu köylerden gelen konukları
karşılarlar. Bütün bunlar damadın en yakın arkadaşı "sağdıç" tarafından
ve baş sağdıç yönetiminde yapılır. Birde bayraktar vardır ki bu da grupların
önünde dolaştıran türk bayrağını taşıyan kişidir. Bu günün akşamına "kına
gecesi" denir. Gelinin eline yakılacak kınanın içine bazı yerlerde para
konur "uğur parası"sonra gelinin avuçlarına oğlanın annesi tarafından
bu kına konur. Bu arada eğlencelerle birlikte geline hediyeler verilir. Olanların
hiçbirini damat görmez. Düğünün ikinci gününde davetli evlerden hediyeler toplanır,
bunlar hep davul-zurna eşliğinde olur.
Düğün günlerinde kızlar
ve erkekler ayrı yerlerde bulunur. Düğünün son gününde sıra gelin alma "gelin
alıcı" ya gelmiştir. Günün sabahında damadın arkadaşları toplanıp, çalgılar,
bayaraklar, geline götürecek araba, konukların arabaları kız evinin önüne hep
birlikte gelirler. Daha sonra gelin evinden alınarak kalabalık bir konvoy eşliğinde
yeni evine götürülür. Bundan sonra gelin odasına çıkarılır. Biraz sonra damat
arkadaşlarıyla gezmek üzere gelinin yanından alınır, kendisine evlilik hakkında
bilgiler verilir. Arkadaşları tarafından eve getirilen damat çeşitli şakalarla
birlikte gerdeğe girer. Gelin damattan hediyeler alıncaya kadar bir tek kelime
konuşmaz, hatta gülümsemez bile. Birkaç gün sonra da kız evinin ve onun peşinden
erkek evinin karşılıklı ziyaretleriyle evlenme son bulur.
Gelenek ve görenekler :
Türk töresi geleneğince
çevrede konuğa karşı büyük hürmet beslenir. En güzel yemekler hazırlanır. En
iyi şekilde rahatını temin için samimiyetle gayret gösterirler.
Mahalli geleneklerden bazıları:
Kadınlar Erkeklerin önünden
yollarını kesecek şekilde geçmezler farkına varmadan geçenler fark ettikleri
zaman özür dileyerek geri çekilirler.
Çerkezler büyüklerinin yanında
çocuklarını sevmezler onları isimleri ile değil daha başka isimler vererek çağırırlar.
Yeni gelinler çocukları
oluncaya kadar kayın-pederle ve kayın-valideyle yemek yemezler. Gelinler ve
genç kızlar büyüklerin yanında müsaade verilmeden oturmazlar. vs. gibi.
Atasözleri :
Halk arasında en çok söylenen
ata sözlerinden bir kaç tanesi aşağıya alınmıştır.
Aç koymak hırsız yapar,
çok söylemek yüzsüz yapar.
Bin bilen bir bilene danışır.
Az yiyen her gün yer, çok
yiyen bir gün yer.
Zenginin ayıbı, fakirin
hastalığı meydana çıkmaz.
Lafın harmanı olmaz, derdin
dermanı olmaz.
Komşuda deve var, acın tısı
eve var.
Kara dayanma erir, eve güvenme
olur.
Yazın gölge hoş, kışın çuval
boş.
Bir çift kulak yüz dilin
döküntüsünü toplar.
Af dileyen, af edilenden
daha asildir.
Çocuklar şekerle, büyükler
yeminle aldatılır.
Kar kuytuda, para pintide
eğleşir.
Halk arasında en çok söylenen
bilmecelerden bir kaç tanesi aşağıya alınmıştır:
Kaş ile gözden sakın
Söylenen sözden yakın
(Ecel)
Çanağı beyaz
Çorbası kara furütü kırk
para
(Kahve)
Gittim bir yere ağlarlar,
İpsiz adam bağlarlar
(Nikah)
Kuru kafa Attım rafa
Yemesi tatlı Maymun suratlı
(Ceviz)
Gittim bir yere ağlarlar,
İpsiz adam bağlarlar
(Nikah)
Dal ucunda yemiş
Bunu yiyen doymamış
Ramazanda yiyenin
Orucu bozulmazmış
(Dayak)
Bir demirin çatal her şeyi
satar.
(Kantar)
Mavi atlas İğne batmaz
Makas kesmek
Terzi dikmez
(Gökyüzü)
Maniler :
Bölgeye ait manilerden birkaç
tanesi aşagida derlenmiştir.
Manyas benim pazarım
Kendim okur yazarım
Ben o yare gitmezsem
Ateş olur yanarım
Manyas'ın Maltepesi
Akşamüstü serinler
O yarin sevdası
Günden güne derinler
Manyas'ın karakolu
İçi jandarma dolu
Benim varacağım oğlan
Annesinin bir oğlu
Şu Manyas'ın içine
Yol olsa ne olur
Muhabbetin kusuru
Yarim seninle olur
Şu manyas 'ın yolları
Dönüm geliyor bana
O yardan ayrılması
Ölüm geliyor bana
Manici başı mısın
Cevahir taşımısın
Yazıp yollasam bir mektup
Cebinde taşırmısın
Darıcanın çeşmesi
Güzeldir su içmesi
Ölümden zor imiş
Yardan ayrı düşmesi
Feracemi astılar
İçindedir kolları
Yarım saat çeyrek
Darıcanın yollar
Arabam teker teker
Darıca ya kum çeker
Darıcanın kızları
Toparlak çeker
Tiranın penceresi
İçinin çerçevesi
Darıca oğlanları
Bulaşık tenceresi
Su içtim yudum yudum
A benim kara dudum
Danyalar köyde dolsa
Yine darıcada umudum
Mani maniyi açar
Mani bilmeyen kaçar
Söyle bakalım bir mani
Hangimiz üste çıkar
Ey erecep erecep
Suya gitti gelecek
Darıcanın oğlanları
Bir kaktırsam ölecek
Batıl İnançlar :
Cumartesi ve Salı günleri
çamaşır yıkamak kötü bir şeye delalet olduğu için günahtır.
Bir evin bacasının üstünde
baykuş öterse kötü bir haber alınacağına veya bir kimsenin öleceğine inanılır.
Gelin giderken yağmur yağarsa
gözü yaşlı olur.
Kime maya sirke verilirse
evin bereketi gider.
Kedi çok yalanırsa eve üç
konuk gelirmiş.
Salı günü başlanan iş sallanır(Gecikilir).
Cuma günü ateş verilmez
(ugursuzluk getirilecegine inanilir.)
İnanışlar:
Dünya kuruldu kurulalı insanlar
doğru yanlış bir takım sapalntılardan, inanışlardan kendilerini kurtaramamıştırlar
aydın bildiğimiz kişiler de bile vardır bu inanışlar. Ancak, şurasını da göz
önünde tutmak gerekir. Bu inanışlar çok kez bazı olayların sonucunda ortaya
çıkmıştır.
Akşam olunca evden tuz, soğan, sirke çıkmaz; çıkarsa evin bereketi gider.
Gelinin bindiği ata gelinden önce bir erkek çocuk bindirilirse; gelinin ilk
çocuğu erkek olacağına inanılır.
Lambayı evin erkeği yakarsa ev daima nur içinde kalır ve bereketli olur.
Delik tas asılırsa yağmurun yağmayacağına, kedi çok yalanırsa eve aç konuk geleceğine
inanılır.
Yolcunun arkasından su dökülür, rahatlıkla gidip gelsin diye.
Kapı eşiğinde oturulmaz ; iftiraya uğranılır.
Salı günü işe başlanmaz; sallanır, gecikir.
İki bayram arasında nikah olmaz; geçim olmaz.
Ateş üstünden atlanmaz
Folklor:
Folklor Zenginlikleri halk
oyunları bakımından çok zengindirler. İyi bir inceleme yapıldığına da köy düğünlerinde
oynanan oyun çeşitleri çevre folklor zenginliğini ortaya koymaktadır.
Kaza ve çevresinde en çok
oynanan oyunların başlıcalar: Çiftetelli, karşılama, Konyalı, karaçalı, doktor,
şıngır havası, mevlana, keklik, hoca, kelle, şehşamil, çerkez oyunları,(kımık-kazaksa-vig
düz oyunları kabartay oyunu) ve benzerleri.
Türküler:
Türkülerde halkın yaşantısı
vardır. Türküler sosyal olaylar üzerine söylenir acı, tatlı
hayatın bütün gerçeklerini
dile getirir. Kazamız ve çevresinde söylenen başlıca türkülerden bir kaç tanesi
aşağıda alınmıştır.
Hatice'min elinde
Dolu kuşak belinde
Hatice'yi sorarsanız
Cihan asker elinde
Haydi Haticem gidelim
Balkan olsun evimiz
Çınar yaprağı olsun Kredimiz
Dağlar dağladı beni
Gören ağladır beni
Son oradan geçerken
Sevda bağladı beni
Mangal maşasız olmaz
Cihan paşasız olmaz
Hiç güvenme Hatice'm
Kızlar kocasız olmaz
Karşıda kara yonca
Gel öpeyim doyunca
Öpeyim faydası yok
Gönülden olmayınca
Bekler sular kararsın
Bu gece geleceğim
Bu ne kadar güzellik
Nerede ise öleceğim
Havada turman gelir
Kanadı burma
Ağzı dolu yem getirir
şeftali hurma üzme beni üzme beni
Karşımda durma
Sen bana yar olmazsın
Kendini yorma
Diğer Adetler :
Türk töresi gereğince konuğa
karşı büyük hürmet gösterilir en güzel yemekler hazırlanır. En iyi şekilde rahatını
temin için samimiyetle gayret gösterilir.Kadınlar erkeklerin önünden, yollarını
kesecek şekilde geçmezler.farkına varmadan geçenler, farkederlerse özür dileyerek
geri çekilirler.
Hızır İlyas (halk deyimiyle hıdırellez) mayıs ayının beşinde yapılır.Köylü kendi
arasında para ve yiyecek toplayarak köy meydanı veya mesirede büyük ziyafet
verirler.Buna köy hayrı denir.Yemek önce kadınlara, sonra sonra erkeklere dağıtılır.Eğlenceler
bir gün sürer.
Askere gidecek gençler bir kaç gün önceden davul tutup, Türk bayrağının altında
toplanıp eş, dost ve akrabalarını dolaşıp el öperler, onlara hediyeler verilir,
milli oyunlar oynanır.geceleri sıra ile birinin evinde toplanıp eğlenirler.
Not: Bu sayfanın bengi oyunu
ile ilgili kısmı www.kultur.gov.tr, diğer kısımlarının tamammı ise www.geocities.com/kcb_bilgisayar
sitesinden derlenmiştir. Site sahibine teşekkürlerimizle.